Anlamsızlık Karşısında İnsan: Albert Camus ve Absürt
- Ali Orak

- 2 Oca
- 2 dakikada okunur
“Gerçekten önemli olan tek bir felsefe sorunu vardır: intihar. Yaşamın yaşanmaya değip değmediği konusunda bir yargıya varmak, felsefenin temel sorusuna yanıt vermektir.”
Albert Camus, “Sisifos Söyleni” adlı eserine bu cümlelerle başlar. Varoluşçu felsefenin en önemli temsilcilerinden olan Camus’un felsefesinin belkemiğini oluşturan bu cümle, onun “absürt”, “başkaldırı” ve “intihar” kavramlarının açıklanmasına giden yolu göstermektedir.
Camus’a göre insan, doğası gereği sorgulayan ve anlam arayan bir varlıktır. İnsan, yaşadığı bu evrende tüm bu olup bitenlerin nedenini merak eder ve onu bilmek ister. İnsan, tarih boyunca bilinmez olanı bilme arzusuyla çabalayıp durmuştur. Camus’un “absürt” kavramı, insanın bilincinin farkında olup hayatın anlamlılığı sorununu sormasında yatmaktadır.
(Absürt – uyumsuz) insanın yaşadığı dünya ile yüzleşmesinde bir mana bulamayışının, insanın hayattan kopuşunun adıdır. Dünyanın kayıtsızlığı, insan ile dünya arasındaki bu uyumsuzluk, absürtü ortaya çıkartır. Başka bir deyişle absürt, yaşamı anlamlandırma çabasına karşın yanıt alamamaktır.
Bu noktada Camus, insanın önünde seçebileceği üç yoldan bahsetmektedir. Birinci yol intihardır. Camus, intiharı insanın en büyük düşmanı olarak görür. İntihar etmek, insanın ölüme kendi elleriyle teslim olması, boyun eğmesi anlamına gelir. İkinci yol umut ya da Tanrı yoludur. Camus, Tanrı’yı reddetmektedir. Tanrı’ya ya da dine inanmak, onun hâkimiyeti altına girmek Camus için felsefi bir intihardır (entelektüel intihar). Üçüncü yol ise başkaldırıdır. Başkaldırı, saçmanın (absürtün) bilincinde olarak anlamın yokluğunu kabul etmek, ancak bu yokluğa boyun eğmeyi reddetmektir. Evrenin kayıtsızlığına meydan okumaktır. Camus’a göre seçilmesi gereken yol üçüncü yoldur. Camus, absürt ve başkaldırı durumunu mitolojik bir figür olan Sisifos üzerinden anlatır. Bilge olan Sisifos, tanrıları aldatmasından dolayı cezaya çarptırılmıştır. Cezası, bir kayayı dağın tepesine çıkarmaktır. Ancak Sisifos, kayayı her tepeye çıkarışında kayanın geri düştüğünü görür ve onu yeniden yukarı taşımak zorunda kalır. Sisifos, sonsuza dek sürecek bu döngü içerisinde cezalandırılmıştır.
Ancak Camus için Sisifos’un cezası, yalnızca bir trajedi değildir. Asıl önemli olan Sisifos’un kayayı yeniden yukarı taşımak üzere dağın eteklerine döndüğü andır. Çünkü bu an, bilincin en açık hâlidir. Sisifos, yaptığı işin anlamsızlığının farkındadır kayanın her seferinde geri düşeceğini bilir. İşte absürt tam da bu bilinçte ortaya çıkar. Ne bir umut ne de bir kurtuluş vaadi vardır. Buna rağmen Sisifos, yazgısını kabullenir fakat ona boyun eğmez. Kayayı yeniden yukarı taşımaya devam etmesi, onun başkaldırısıdır. Camus, Sisifos’u bu nedenle “mutlu hayal etmemiz” gerektiğini söyler. Bu mutluluk, bir kurtuluşun ya da nihai bir anlamın verdiği mutluluk değildir. Aksine, anlamın yokluğunun bilincinde olarak yaşamayı sürdürmenin, yazgıya karşı sessiz ama kararlı bir direnişin mutluluğudur. Sisifos, Tanrıların kendisi için belirlediği cezayı dönüştürür; ceza artık onun kendi eylemine, kendi bilincine ait olur.
Camus için insan da Sisifos gibidir. Anlamdan yoksun bir evrende, tekrar eden gündelik yaşamın içinde, absürdün bilinciyle var olur. Ancak bu bilinç, insanı intihara ya da umuda değil, başkaldırıya yöneltmelidir. Yaşamak, saçmanın bilinciyle yaşamaktır.


Yorumlar